2017 - İtalya 2 ! Aklımızda Kalanlar |Bölüm 4

Büyük gün geldi çattı, Toskana Vadisi'nde şarap tadımına gidiyoruz. Uzun yazışmalarımız sonu iki şarap evi ile sözleşmiştik, uyanınca bunlardan birinin sahibi ve işletmecisi olan Marco'dan mesaj aldık "Bugün geliyorsunuz değil mi ?" Geleceğimizi hatırlaması ve teyit istemesi hoşumuza gitti açıkçası. Eşyaları motora yerleştirelim de kahvaltı yapıp hızlıca çıkalım dedik. Eşyaları motorun yanına indirdim ancak sağ çanta demirinin sallanıyor olması ufak bir şok etkisi yarattı. 

Kimseler görmeden düzeltip, konuyu kapatmak istedim. RoadRunner'ın önce arka koltuğunu sonra da taşıma demirini söktüm ve şaşkınlığım bir kat daha arttı. Vida gevşememiş, arkasında sıkı durmasını sağlayacak somon düşmüş ve yeni bir somon olmazsa tekrar yerine oturtabilme ihtimalimiz yok. Öylesine küçük bir kasabadayız ki nalbur bulma ihtimalimiz, birine derdimizi anlatabilmemiz kadar düşük bir ihtimal. Bu sırada Sevan ve Arzu da merak edip yanıma geldiler, böylece sağa sola bakıp işimize yarayacak somon araştırmasına giriştik, ancak çözüme kavuşamadık. Bu sırada otelin yan tarafındaki yolda yaşlıca iki İtalyan amca yolu kesiyorlardı(fiziki olarak kesiyorlar :) ). Yanlarına gidip el kol hareketleri ile derdimizi anlatmaya çalıştık.

Önce var olan bir somonu sıkmaya çalışan abiye, durumu izah ettik. Bunun üzerine alet kutusunu açan abimiz birşey bulamayınca, yolu kestikleri aracın içini karıştırıp paslı bir somon ile yanımıza döndü. Bu somonu denediğimizde vidaya tam oturdu ve bizi büyük bir sıkıntıdan kurtardı. Hemen motosiklete demiri ve koltuğu monte edip kontrol ettikten sonra, mutlu mutlu RoadRunner'ı izlerken egzozda bir gariplik farkettim ve elimi attığımda vidasının olmadığını ve salıncak gibi sallandığını gördüm. (*İki gün önce yolda görüp almadığımız vidayı hatırlayanlar ?) Bu durumu çözmek için fazla alternatifimiz yoktu, üç-dört plastik kelepçe ile tutturmaya çalıştık, umarım yolda bize sıkıntı çıkarmaz.

 

Hiç hesapta olmayan bu iki sıkıntıyı bir şekilde çözdükten sonra kalmakta olduğumuz Albergo Villa Gaia otelinin enfes kahvaltısı ile karnımızı doyurup, yola koyulduk. İlk hedefimiz tam bir orta çağ kenti olan San Gimignano, bu kentte bulunan kulelerden dolayı orta çağın Manhattan'ı olarak anılıyor. Şarap evleri ile randevularımızın saatini kaçırmamak adına hızlı bir şehir turu sonrası, yolumuza devam ediyoruz. 

İlk şarap evimiz Fattoria Nittardi için virajlı köy yollarına giriyoruz, yol bir süre sonra biraz bozulsa da bağ evi için ulaştığımız yol ayrımında yaşadığımız şok ile çabucak unutuldu. Bağ evi için GPS'in gösterdiği yoldan gidebilmemiz için arazi aracı, dört çeker birşeye ihtiyacımız var, iki scooter ile bu yola girmemizin imkanı yok. Hemen ev sahibi Elga ile iletişime geçmeye çalıştık, ancak telefonlara cevap veren olmadı, o sıcağın altında daha fazla vakit kaybetmektense, bir sonraki şarap evimize sürmeye karar verdik. Yolda bir sürü şarap evinin önünden geçiyoruz ve tüm hepsinin girişi, bizim giremediğimiz ev kadar bozuk durumda, bir hayli canımızı sıkan bu durum için gideceğimiz evin durumunu kontrol etme ihtiyacı duyuyoruz, hem dinleniriz hem de rahat kıyafetlerle ulaşırız diye öncelikle konaklamamıza ulaşalım kararı alıp, Casa di Zarino'ya gidiyoruz. 

Kapıyı açan tonton amcamıza Türkiye'den geldiğimizi söyleyince bizi heyecanla eve alıp, eşini çağırdı. İkisi de tek kelime İngilizce bilmemelerine rağmen heyecanlı bir şekilde bize birşeyler anlatmaya çalışıyorlar. Biz de tek tük İtalyanca kelimelerden seçtiklerimizle Türkiye'ye sekiz kez geldiklerini anladık. Sonrasında saymaya başladılar; İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara, Çeşme, Dalaman (Hah turistik yerleri gezmişler hep derken) Giresun, Amasya, Harran falan saymaya devam ettiler. Biz şok içinde yüzlerine bakarken teyzemiz bir kelimeyi hatırlayamadı ve bir anda içeri gidip bir Semazen heykeli ile dönüp Konya dedi :) Hepimiz kahkahayı koyuverdik. 

Ev küçük ama kullanışlıydı, her ihtiyacımıza uygun alet ekipman mevcut bununla birlikte masanın üstüne kocaman bir meyve sepeti hazırlamışlar, buzdolabına meyve suları, kruvasanlar falan doldurmuşlar. Bu kadar gezimiz içinde Türk olduğumuz için ilk defa bu kadar izzet ikram görüyorduk. Biraz sohbet ile şarap tadımına gideceğimizi anlattık, ertesi gün erkenden yola çıkmamız gerektiğinden bahsettik ve izinlerini isteyip, hazırlanmaya başladık. 

Gideceğimiz şarap evinin yoluna Google Maps üzerinden baktık, çok bozuk görünmese de 200 m kadar çakıl bir yoldan geçerek içeri ulaşacaktık. 200m çok bir mesafe değil, geçemeyeceğimizi hissedersek yol üzerinde motosikletleri bırakır, yürüyerek gireriz diyerek Fattoria di Bagnolo'ya ulaştık. Korktuğumuz gibi  olmadı ve çok rahat bir şekilde içeri kadar girdik. Bizi beklemekte olan MARCO BARTOLINI BALDELLI'nin yanına gidip tanıştık, nereden geldiğimizden, seyahat planımızdan biraz bahsettik, büyük bir ilgi ile bizi dinledi.

Şarap evi maceramızı merak edenler buradan ulaşabilirler.

Tadım sonrasın kasabadaki önerilen lokal restaurantlardan birine gittik ancak o akşam kapalıymış :( meydanda yer alan bir pizzacıda karnımızı doyurup, şarap - peynir keyfi yapmak için evimize döndük. 

Floransaya 30 dk uzaklıktayız ve planımız sabah erken saatte uyanıp, tüm şehir uykudayken tepeden güzel fotoğraflar alabilmek.

Seyahat etmeyi seven bir çiftin sıradan/sıradışı maceraları

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde 2008 yılında başlayan arkadaşlığımız, sevgimiz günümüze kadar süre geldi. Bu süre içinde gerek yurtiçi gerekse yurtdışı birçok noktaya seyahat fırsatımız oldu. En güzel anılarımızı bu seyahatlerde yaşadığımızı ve hayatın da hızlı akışından dolayı birçok şeyi gün geçtikçe unuttuğumuzu farkedince bu blog kaçınılmaz oldu…

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black YouTube Icon