2017 - İtalya 2 ! Aklımızda Kalanlar

Turlarımızın başlangıç noktası her ne kadar İstanbul görünse de, genelde geceden Edirne'ye geçip, sabah erkenden sınırı geçmeyi planlıyoruz. Bu turumuz için de aynı planı devreye koyduk ve trafiğe takılmadan İstanbul'u terkettik. Edirne'de ailemizi ziyaret ederken, bir yandan da Motorlu Kaşif'lerin gelmesini beklemeye başladık. Geldiklerinde her ne kadar tur heyecanı bizi ayakta  tutmak istese de gece yarısı yataklara girip sabah erkenden uyandık ve sınıra doğru yol aldık. Sınır kuyruğu açıkçası oldukça uzundu, ancak yazılı olmayan görgü kuralları gereği öne geçip otuz dakika gibi kısa bir süre içinde iki ülke kontrolünü de geride bırakıp, Dedeağaç'a doğru yol almaya başladık.

Hava sıcaklığı harika, yol açık, asfalt kaymak anlayacağınız müthiş bir başlangıç oldu bizim için. Bunun üstüne kısa bir mola verelim, kahve içip iyice ayılalım diye, Dedeağaç'ta sahil kenarında bir mekanda (Φίλιον Café-Bistro) oturup dinlendik. Çevremizdeki herkesin Türk olması, sınırı ilk geçen kişiler olmadığımızın kanıtıydı bizim için :)

 

Kısa benzin molaları ile Selanik'e kadar sürdük atlarımızı, öğlen sıcağı artınca acıkmayı bahane ederek girdik bu güzel şehire. Selanik, daha önceden de gittiğimiz, giden herkesin İzmir'e çok benzettiği enfes bir şehir. Biz de deniz kenarı kafelerden biri olan Mikel'e oturduk. Sıcak havanın bizi yıprattığını gören garsonumuz hemen su ikramında bulunup, sonra siparişlerimizi aldı. Frappe ve Mikelochino (dondurmalı bir kahve) sipariş edip gayet memnun kalktık. Acaba data hattı bulabilir miyiz diye etrafa bakınsak da Cumartesi öğleden sonra tüm dükkanlar kapalı olduğu için bir şey bulamadık, İtalya'ya geçer geçmez bakarız diye yolumuza devam ettik.

Bundan sonraki planımız Kozani tarafında kısa bir mola verip, Yanya tarafında enfes bir yemek keyfi yapmaktı. Gel gelelim, Kozani'yi geçtiğimiz bir noktada Sevan çok geride kaldı ve bir anda gözden kayboldu. Önce güvenlik şeridine çekip bekledim, baktım gelen giden yok otoyolda güvenlik şeridinde ters yönde gitmeye başladım ki, Kaşifler'i gördük. Arka rulmandan ses geldiğini sıkıntı çıkaracağını söyleyince dörtlüleri yakarak ilk benzinliğe kadar ilerledik. Benzinciye kısa bir şekilde derdimizi anlattık. Burada tamirci bulamazsınız en yakın büyük şehir Yanya dedi ve internetten birkaç numara bulup verdi, ancak haftasonu olması dolayısıyla kimseye ulaşamadık. Bu sırada zaman geçiyor, feribota yetişmemiz riske giriyordu. Bu kasabadan çözüm bulamayacağımızı anladığımızda atlayın motorlara Yanya'ya kadar yavaş yavaş gidelim belki bir şey buluruz dedim ve yola çıktık.

Çok değil 200-300 m sonra Sevan motoru kenara çekti, gidemeyiz böyle dedi. Hemen yol yardımı aramaya koyulduk, ancak numara hatalı cevabı aldık. Bir kamyona el ettik durmadı, karşı şeritten gelen polis aracına el ettik durdu ve bizim yanımıza gelip derdimizi sordu. Derdimizi anlattık, feribota yetişmeliyiz dedik. Adam bir iki arama yaptı, sonra yol yardımı arayacağım, fiyat soracağım OK derseniz  çağırayım dedi. Yapılan pazarlıklar sonrası anlaşma sağladık ve İgoumenitsa'ya sağ salim ulaştık.

İşlemlerimizi tamamlayıp feribota geçtik, motosikletleri parkedip resepsiyona gittik. Her ne  kadar "Deck" biletimizin anlamını bilsek de bizi daha sıcak bir yere yerleştirirler  belki diyerek biletimizi gösterip nereye geçeceğimizi sorduk :) İki üst katta dışarıda yeriniz dediler. Hmm, tamam falan nidaları ile katı dolaşmaya kendimize sıcak, uyuyacak bir yer bakmaya başladık ki bu arada herkes şişme yataklarını, matlarını, uyku tulumlarını koridorlara sermeye başlamıştı.

Feribotun sessiz, ücra köşelerinden birinde keşfedilmemiş bir air seat  salonu bulduk. (Burayı yan yana ikişer koltuklu seksen kişilik bir salon olarak düşünebilirsiniz.) Hemen iki sırayı doldurduk, biri gelip orası benim yerim derse, pardon falan deyip bir arka koltuğa geçeceğiz :) Feribot hareket edene kadar  bu panikle bekledik, hareket ettiğimiz anda bir rahatlama geldi ve hatlarımızı iki sıradan dört sıraya çıkardık :) Yarı uyanık bir şekilde  sabaha kadar bu salonda yattık. Sabah tuvalete gitmek istediğimde koridorda mülteci  şeklinde yatan insanlar komik bir görüntü oluşturuyordu doğrusu, ama en azından üşümeden ve tam olmasa da dinlenerek bu geceyi atlatmıştık.

Seyahat etmeyi seven bir çiftin sıradan/sıradışı maceraları

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde 2008 yılında başlayan arkadaşlığımız, sevgimiz günümüze kadar süre geldi. Bu süre içinde gerek yurtiçi gerekse yurtdışı birçok noktaya seyahat fırsatımız oldu. En güzel anılarımızı bu seyahatlerde yaşadığımızı ve hayatın da hızlı akışından dolayı birçok şeyi gün geçtikçe unuttuğumuzu farkedince bu blog kaçınılmaz oldu…

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black YouTube Icon