2017 - İtalya 2 ! Aklımızda Kalanlar |Bölüm 3

Sabah erken saatlerde Amalfi'den yola çıkıyoruz, konaklayacağımız şehir olan Chianciano Terme'ye 400 km yolumuz var. Planladığımızdan daha yorgun olmamızdan dolayı, gün içinde biraz daha hızlı gitmeli ve arada ziyaret etmeyi planladığımız Civita kasabasını elememiz gerekiyor. Planladığımız yerleri çok az gezmektense, bazı fedakarlıklar yapmaya karar verdik ve tempoyu arttırarak konaklamamız olan Albergo Villa Gaia'ya ulaştık. Hızlı bir şekilde odalarımıza yerleşip, 5-6 saatlik motosiklet yolculuğumuzun yorgunluğunu duş alarak attık ve birinci Toskano çıkarmamıza böylece başladık. 

Toskano vadisinde hızlı bir şekilde yol almak hem dar, nispeten yıpranmış yollardan hem de eşsiz güzel manzaralardan dolayı mümkün değil. Coğrafya kelimelerle anlatılacak gibi değil ancak tariflemeye çalışacak olursak, bir anda sap sarı biçilmiş çok uzun tarlaların yanında sürerken, bir anda yem yeşil sık ormanların içinde sürmeye başlıyorsunuz, bir kaç dakika sonra da kendinizi enfes bir üzüm bağının yanında hayran hayran bakarken buluyorsunuz. Çok uzak olmayan ilk durağımıza sürekli durup fotoğraf çekmemizden dolayı bir türlü varamadık :)

İlk durağımıza doğru ilerlerken bir bağ evinin girişi bizi çok etkiledi ve burada fotoğraf çekimi için kısa süre durduk. Fotoğraf çekimi sırasında böcek ısırılması yaşadık ve Aydın'ın sağ bacağında şişme ve sertleşme olurken, Arzu'nun dizinin arkası neredeyse kapanmayacak şekilde şişti. Daha önce bu coğrafyada olmadığımız için ve araştırmalarımızda denk gelmemizden böyle bir tecrübesizlik yaşadık. Sizin yaşamamanız adına yanınızda KOV veya OFF gibi  bir ilaçla gitmenizi öneririz. Ancak burası o kadar güzel bir alandı ki, böcek ısırmasına rağmen güzel geçti diyebiliriz :)

Monticchiello, gurme gezginlerin durak noktası diye not almıştık. Kasabanın önüne atlarımızı bağlayıp içeri girdik. Çok küçük olan bu kasabayı bir ucundan diğer ucuna yürüyerek beş dk içinde tamamlayabilirsiniz ve açıkçası içeride görsel açıdan çok fazla bir şey bulamadık. Vakit kaybetmeden Val d'Orcia vadisi üzerinden bizi kendisine hayran bırakan Pienza'ya ulaştık.

Pienza'nın da içinde bulunduğu Val d'Orcia vadisi, UNESCO "Dünya Kültürel Manzaralar" listesi içindedir ve bu vadi gerçekten inanılmaz görsel bir şölen sunmaktadır. Pienza aslında sıradan bir köy iken, Papa II.Pius 1458'de Papa olduğunda, doğduğu yeri muhteşem bir Rönesans şehrine dönüştürmek istemiş. 4 yıl boyunca devam eden şehirleştirme çalışmaları, Papa'nın beklenmedik ölümüyle maalesef durmuş ve o günden bugüne de değişmemiştir. Şehirde her sene Eylül ayının ilk pazar günü peynir festivali düzenleniyor. Biz maalesef festivali bir kaç günle kaçırdık ama meydanda peynir yuvarlamaya çalışan çocuklar vardı, onları izlemek bile çok zevkliydi. Belki siz takviminizi ayarlayabilirsiniz diye, aklınızın bir köşesinde bulunsun :) 

Şimdi de geldik Pienza'ya gidecekler için 'Yapmadan Dönmeyin' kısmına;

Via dell'amore ve Via dell'bacio sokaklarını (aşk ve öpücük sokakları) görmeden,
Daracık ara sokaklarda keyfinizce dolaşmadan,
Val d'Orcia'nın muhteşem manzarasının fotoğraflarını çekip, manzaraya doymadan,
Bu manzaraya karşı bir kadeh şarap ya da bir fincan kahve yudumlamadan,
Meşhur pecorino peynirinin tadına bakmadan,
Çantanızı makarna sosu için yapılmış özel baharat karışımları ile doldurmadan sakın ama sakın dönmeyin 😉

Aşık olduğumuz bu kasabada peynir tadımı yaptığımız bir küçük dükkanda akşam otelimizde keyif yapmak için yetecek kadar peynir (Pecorino) satın aldık, dükkan sahibi İtalyan kadın kasanın önünde duran her müşteri ile tek müşterisiymiş gibi ilgileniyordu. Bu durum önce canımızı sıksa da (sıra bize gelmeden bizimle ilgilenmedi, sorularımıza cevap vermedi) sonrasında bizimle ilgilenmeye başlayınca çok hoşumuza giden bir şey oldu, kendisi ile hatıra fotoğrafı çektirmek istedik.

Pienza sokakları yavaş yavaş boşalırken biz de son noktamız olan Montepulciano'ya yöneldik. Amacımız önce şarap tadımı yapıp sonrasında da keyifli bir akşam yemeği yemekti. Maalesef hesaba katmadığımız bir şey vardı, hava kararınca tüm dükkanlar yavaş yavaş kapanıyordu ve biz kasabaya ulaştığımızda hayalet kasaba ile karşılaştık. Şarap tadımı yalan oldu da bari önceden belirlediğimiz restaurantlardan birinde güzel bir ziyafet çekelim diyerek Trattoria Di Cagnano'ya gittik, kapısı açık olan mekanda temizlik vardı. Durumu sorunca mekanın sadece belli günler ve belli saatlerde açık olduğunu öğrendik, kibar bir dille La Pentolaccia Restaurant'a yönlendirdiler. Orada yer olmadığı ve artık açlıktan ölmek üzere olduğumuz için yan taraftaki La Dolce Vita Restaurantı tercih ettik ve çok memnun kaldık. Harika şarapları ve kaliteli yemekleri olan bu yeri herkese öneririz :) Otelimize dönerken yanımıza bir şişe kırmızı şarap almayı da unutmadık tabii :)

Gecenin sonu otelin bahçesinde şarap-peynir keyfi ile hoş sohbet tadında tamamlandı :) Yarın Toskano'nun daha da içlerine girip, şarabın merkezine ulaşacağız. Birkaç gündür ufak tefek aksiliklerle geçen turumuz bugün itibariyle yükselişe geçti ve artık turumuzun asıl hedef noktası olan Toskana'dayız. Bu bölge hakkında sayfalarca yazı yazmak mümkün ancak fotoğraflar o kadar güzel anlatıyor ki kelime israfını gereksiz bulduk :) 

Seyahat etmeyi seven bir çiftin sıradan/sıradışı maceraları

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde 2008 yılında başlayan arkadaşlığımız, sevgimiz günümüze kadar süre geldi. Bu süre içinde gerek yurtiçi gerekse yurtdışı birçok noktaya seyahat fırsatımız oldu. En güzel anılarımızı bu seyahatlerde yaşadığımızı ve hayatın da hızlı akışından dolayı birçok şeyi gün geçtikçe unuttuğumuzu farkedince bu blog kaçınılmaz oldu…

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black YouTube Icon