PLAN AŞAMASI

Yaklaşık olarak sekiz ay öncesinden 19 Mayıs için beş günlük plan yapmıştık. Atlasglobal üzerinden iki kişi Zürih gidiş-dönüş uçuş ayarlayıp, tarihin yaklaşmasını bekledik. Zürih ile ilgili yaptığımız araştırmalar canımızı sıkıyor, bu şehir bize gereğinden pahalı geliyordu. Ne yaparız da daha uyguna getirebiliriz diye düşünürken aldığımız mail ile dönüş uçuşumuzun iptal olduğu bilgisini aldık ve çok üzgün bir şekilde arayıp alternatifleri sorduk. Güzel bir teklif alamayınca uçak biletlerimizin tamamının iptali ile iadesi yapıldı. Resmen hissiyat ile uçuşumuzun iptalini sağlamış olduk, başını yaktığımız diğer iki yüz kişiden özür dileriz :)

 

Böylece plansız beş günümüz oldu, pasaportumuz var, vizemiz var, motosikletin yurtdışı çıkış evrakları tamam. Ne yapalım? RoadRunner ile kendimizi yollara vuralım, Elgezenler yolda gerek dedik :) Beklemeye başladık, artık yedi gün kaldı, hala plan yok :( Biliyorum bize yakışmayan hareketler bunlar ancak ne oldu, nasıl olduysa bir türlü vakit ayıramadık. Silkelenelim bir hairta açalım karşımıza dedik, kafamızdaki planlar Corfu'dan Moldova'ya kadar geniş. Dur bir hava durumuna bakalım dedik, demez olaydık :( Batı Yunanistan dört gün yağmurlu, Romanya-Ukrayna-Moldova henüz tam ısınmamış, yazlıklarla gitsek donacağız, kışlıklarla gitsek pişeceğiz öylesine rezil bir hava durumu :( Çok fazla hazırlık gerektiriyor, planlama için o kadar geniş vakit yok.

 

Motosiklet sevdasından vazgeçip, tekrar uçuş araştırması yaptık ve fiyat olarak en uygun bölgenin Amsterdam, Paris, Brüksel tarafları olduğunu gördük. Rotayı şöyle çizmeye karar verdik. Paris' e uçarız sonrasında sırasıyla Brüj ve Amsterdam yapar döneriz. Bu şekilde uçak biletlerimizi satın alıp, şehir araştırmasına giriştik.

HAYDİ UÇUYORUZ!

Planladığımız gün sabah erken saatte Sabiha Gökçen Havalimanına geçtik, hafta içi olması sebebiyle bomboş olan güvenlik kontrol noktaları bizi çok sevindirdi. Pegasus Havayolları ile yaklaşık üç saatlik bir uçuş sonrasında Paris Orly Havalimanı'na (Güney Terminaline) ulaştık. Bu arada havalimanında ücretsiz internet var, darısı bizim havalimanlarımızın başına :)

ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM

Şehir Merkezine ulaşım noktasında birçok seçenek var ve biz Orly Bus'ı tercih ediyoruz. Havalimanından çıkmadan önce hangi platformda olduğunu görebiliyorsunuz, havalimanından çıkar çıkmaz da sol tarafa dönüyorsunuz. Platformlardan 4'te kendi başınıza bilet alabileceğiniz bir makine mevcut. Kişi başı 8,30 € gibi bir rakama tek kişi, tek yön biletimizi temin edip diğer herkes gibi beklemeye başlıyoruz. Bizdeki metrobüs mantığı ile gelen otobüsün kapıları açılıyor, içerideki yolcular çıkıyor ve siz biniyorsunuz. Bu sırada ilk yapmanız gereken şey, biletinizi okutmadan hızlı davranıp kapılar açıldığı gibi gözünüze oturabileceğiniz bir yer kestirip oraya yerleşmek. Çok kalabalık olduğundan biletinizi okutmak için insanları beklerken her yer doluyor, bu nedenle ayakta kalmanız mümkün, hatta sonrasında da Batı Terminali' nde durup biraz daha yolcu aldığında tutunacak yer bulmanız dahi sıkıntı olabiliyor. Metrobüs gibi düşünün :)

 

Otobüs hareket ettikten yaklaşık 30 dakika sonrasında Denfert-Rochereau'ya ulaşıyoruz. Niyetimiz Velib (Paris'e özgü bisiklet kiralama yöntemi) kiralayarak eve kadar bisiklet ile gitmekti.  Hem hava çok sıcak hem de yol üzerinde bir yerde oturup bir şeyler içer Airbnb'den tuttuğumuz evin sahibi ile iletişime geçecek internet buluruz diyerek, yürümeyi tercih ediyoruz. Biz yaptık siz yapmayın :( Paris yürümek için çok da ideal bir şehir değilmiş. Metro ağı çok geniş ve harika ulaşım çözümleri var. Bundan dolayı yürümek, hem yorucu hem zaman kaybettirici olabiliyor. Bu şehirde çok vaktiniz yok ise yol üzerinde, sokak aralarında vakit kaybetmenizi önermeyiz çünkü biz çok da  bir şey göremedik. Yol üzerinde ev sahibine biz geldik diye haber veriyoruz, o da ''OK, evdeyim gelin'' deyince, vakit kaybetmeden doğru eve gidiyoruz…

KONAKLAMA

Gittiğimiz her yerde Airbnb ilk tercihimiz oluyor. Şu ana kadar Budva' da yaşadığımız sorun dışında da Airbnb ile bir sorun yaşamadık :) Bu nedenle Paris'te de tercihimiz Airbnb oluyor. Apartmana girdiğimizde ''Vayyyy canına biz nereden ev tuttuk'' diyoruz, apartman harika görünüyor.... Joseph (Ev sahibi) hemen bizi karşılayıp yukarı doğru çıkarmaya başlıyor ancak  merdivenlerden çıktıkça, bizim sevincimiz azalıyor. En son daracık bir merdivenden çatı katına doğru geçiyoruz. Çatı katındaki dairesine geldiğimizde de kapıyı açıyor veeeeeeee.... karşımızda küçücük bir oda. Üstelik temiz de gözükmüyor :( Odanın fotoğraflardakinden daha küçük olmasına takılmıyoruz da temizlik konusu gerçekten can sıkacak durumda. Neyse, çok da seçeneğimiz yok diye düşünüp biz daha bir şey diyemeden, zaten Joseph gidiyor. Birbirimize bakıp, neyse ya nasılsa buraya sadece uyumaya geleceğiz zaten diye, birbirimizi kandırmaya çalışıyoruz.

 

 

HAYDİ DIŞARI - MUSEUM PASS CARD

Üzerimizi değiştirip kendimizi hemen sokağa atıyoruz ve Turizm Ofis' e internet üzerinden satın aldığımız Museum Pass Card'larımızı (2 günlük, Kişi Başı 48€) almaya gidiyoruz. Çalışanlar bize çok kibar ve cana yakın davranıyor, tüm sorularımızı sıkılmadan yanıtlayıp yardımcı oluyorlar. Üstelik burada, ücretsiz internet ve şarj imkanını kullanıp, ücretsiz şehir haritanızı da temin edebiliyorsunuz. Biz işlemlerimizi halledip buradan çıkıyoruz ve fark ediyoruz ki fena acıkmışız, bu nedenle  ofisin hemen karşısında yer alan bir mekana oturup, patates kızartması ve bira siparişi veriyoruz. Karnımız doyunca keyfimiz daha da yerine geliyor. Yaşasın !!! Hadi gezmeye !!! :)

MUSEUM PASS CARD


Paristeki 60'tan fazla müze ve anıta giriş yapabileceğiniz, giriş ücretlerini toplamda ucuza getiren bir kart. Aynı zamanda bir çok yerde geçerli ''Fast Track'' denilen hızlı geçiş ayrıcalığı da tanıyor, böylelikle uzun bilet kuyruklarında sıra beklemeden içeri girebiliyorsunuz. Kartın, 2 - 4 ve 6 günlük seçeneklerine göre fiyatları aşağıdaki şekilde değişiyor. Burada önemli olan; bu kartı almanıza gerçekten gerek var mı, kaç günlük almanız gerekiyor onu belirlemek. Bu hesabı yapabilmeniz için de müzelerin giriş ücretleri aşağıya bırakıyoruz. Artık hesabını kitabını siz yapın ;)

Bazı müze ve anıtlara girerken normalde ödeyeceğiniz giriş ücretleri;

  • Louvre Müzesi: 15 Euro

  • Notre Dame Katedrali: 10 Euro

  • Pantheon: 8,50 Euro

  • Arc de Triomphe Anıtı: 12 Euro

  • Sainte Şapeli: 10 Euro

  • Orsay Müzesi: 12 Euro

  • Rodin Müzesi: 10 Euro

  • Versailles Sarayı: 18 Euro

  • Pompidou Merkezi: 14 Euro

Museum Pass Card seçenekleri ve fiyatları;

  • 2 günlüK: 48 Euro

  • 4 günlük: 62 Euro

  • 6 günlük: 74 Euro

KEŞİF ZAMANI - LOUVRE MÜZESİ

Karnımızı doyurup enerjimizi bir nebze olsun topladıktan sonra, saat 17:00 olmasına rağmen günü değerlendirmek adına, kendimizi hemen Louvre Müzesi'ne atıyoruz. 17:00'da ne işiniz var müzede demeyin :) Bugün çarşamba  ve normalde 17:45'de kapanan müze bugün 21:45' e kadar açık, biz de bunu değerlendirmek istiyoruz. Evet, haftalarca gezilse dahil bitirilemeyecek bir müze deniyor ancak bizim Paris'te çok vaktimiz yok, bu nedenle de öncelikle görmek istediğimiz eserleri belirleyerek kendimize bir plan yaptık.  Louvre Müzesi, 60 bin metrekarelik alanı ve 35 binden fazla sergilenen eseri ile bir kaç saat ya da bir kaç günde gezilebilecek bir yer değil. Kesinlikle kendinize bir plan yapıp burada geçirmek istediğiniz zamanı belirlemeniz gerekiyor. Şöyle ki; 35.000 eserin her birine 1 dakika bakarak ve her gün en az 8 saat gezmek koşulu ile, başka hiç vakit harcamadan müzeyi ancak 73 günde gezebiliyorsunuz :) 

 

Müzeye giriş için en çok tercih edilen kapı, müzeye 1989'da eklenen ünlü büyük cam piramit. Normalde önünde inanılmaz uzun kuyruklar olan bu kapı şansımıza sakin, biz fazla beklemeden giriyoruz. Bu arada, buradaki kuyruk sadece güvenlikten geçiş kuyruğu, online bileti ya da Museum Pass Card'ı olmayanların biletlerini içeriden almaları ve bunun içinde tekrar ayrı bir kuyruğa girmeleri gerekiyor :( Cam piramitteki bu uzun kuyrukta beklememek için de, hemen yan sokağında yer alan ''Carrousel du Louvre'' alışveriş merkezindeki giriş kapısından, daha az bekleyerek müzeye ulaşabilirsiniz.

Her şey tamam hadi gezmeye başlayalım bileti nereye göstereceğiz ki, diye etrafa bakınırken fark ediyoruz ki yine tek bir giriş yok. Müze üç kanattan oluşuyor ve her bir kanadın girişi ayrı. Bu nedenle, ilk olarak hangisinden başlayacağınıza karar vermeniz gerekiyor.

 

  • Richelieu Kanadı: Biz önünde kalabalık görmediğimiz için ilk bu kanada yöneldik. Hammurabi Kanunları Yazıtı (Zemin kat - 3. oda) bu kanatta yer alan önemli eserlerden bir tanesi, diğer en görülesi şey ise Napolyon'un Daireleri (1.kat - 80'li odalar) …
     

  • Denon Kanadı: Önemli sanat eserlerinin bir çoğu bu kanatta yer alıyor, bundan dolayı ilk bu kanada yönelmenizi öneririz. Önemli eserler şöyle ; Mona Lisa (1.kat - 6. oda) , Kana'daki Düğün (1.kat - 6. oda) , Bakirenin Ölümü (1.kat - 8. oda) , Halka Yol Gösteren Özgürlük (1.kat - 77. oda) , Medusa'nın Salı (1.kat - 77. oda) , Sardanapal'in Ölümü (1.kat - 77. oda) , Napolyon ve İmparatoriçe Jozefin'in Taç Giyme Töreni (1.kat - 75. oda) , Horas Kardeşlerin Yemini (1.kat - 75. oda) , Semadirek Zaferi (Zemin kat - daru merdivenleri) ,  Aşk'ın Öpücüğü ile Canlanan Psyche (Zemin kat - 4. oda) , Ölmekte Olan Köle ve İsyancı Köle (Zemin kat - 4. oda) …
     

  • Sully Kanadı: Biz yorgunluktan ve zamanımız kalmadığından bu kanada giremedik. Denon'dan geriye zamanınız kalırsa buraya da girmenizi öneririz. Önemli eserler şöyle; Miloslu Venüs/Afrodit (Zemin kat - 16. oda) , Uyuyan Hermafrodit (Zemin kat - 17. oda), Oturan Yazıcı (1.kat - 22. oda) ...

MONA LİSA

 

Mona Lisa'ya ulaşana kadar yaklaşık 4 saat aralıksız yürüyerek müzeyi zirvede terketmeyi uygun görüyoruz:) Mona Lisa'ya ulaştığınızda da (çok şanslı değilseniz yani odayı boş bulmazsanız) karşılaşacağınız manzara tam olarak bu. Mona Lisa ila aranızda mesafeler, barikatlar, parlak cam ve turistler olacak. Yani kayda değer hiç bir şey göremeyeceksiniz :) Biz hafta içi müzenin geç kapandığı çarşamba gününde ve kapanmasına yakın Mona Lisa'ya ulaştığımız için, oldukça tenhaydı (bu tenha hali :) . Bu kıyaslamayı duyduklarımıza ve okuduklarımıza istinaden yapıyoruz, kalabalık zamanlarında odaya girmek bile ayrı bir işkence olabiliyormuş.

 

Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğiz ki, Louvre Müzesi'ne girmekteki amacınız Mona Lisa tablosunu görmek ise bizce planlarınızı iptal edin. Yok yere de o kadar giriş ücreti vermeyin. Dışarda takılın, büyük piramit ile fotoğraf çekilin ... ffalanAmacınız diğer bir çok eseri görmek ise harika saatler sizi bekliyor😉

YEME-İÇME VAKTİ

 

Müze turumuz bittiğinde büyük bir şok yaşıyoruz, tam piramidin altındayız ve dışarıda deli gibi yağmur yağıyor. Müzeye gelirken güneşten pişerken, şu an havanın bu duruma gelmesi bizi hazırlıksız yakalıyor. AVM çıkışından ilerliyoruz büyük bir kalabalık bizimle aynı kaderi paylaştığı için sokağa dahi çıkamıyorlar. Biraz beklemeye karar veriyoruz, bu sırada dandik şemsiyeleri 5€ satmaya çalışan sokak satıcıları etrafı sarıyor. Ama biz tabiki o parayı vermiyoruz ve beklemeye devam ediyoruz. Hava biraz durur gibi olunca da hızlı adımlarla kendimizi sokağa atıp haritada işaretlediğimiz Hipopotamus'a gitmeye çalışıyoruz. Mekana girmemize 50 -100 m kala, gök adeta tekrar deliniyor ve kendimizi ucu ucuna mekana atıyoruz.

 

Mekan boş olmasına rağmen anlamadığımız şekilde kapıda sırada bekletiyorlar, sonrasında beklememiz için bir masaya alıyorlar ve en sonunda da en başından beri zaten boş olan bir masaya yönlendiriyorlar. Sipariş vereceğiz, bir ilgisizlik söz konusu, sonunda bizi içeri alan kadın yanımıza gelip, ''Sipariş vermeye hazır mısınız?'' diyor Biz de çok kibar bir şekilde hazır gibiyiz ama tam da seçemedik ama yardımcı olur musunuz? diyoruz. Gereksiz bir asabiyetle "Hazır mısınız, değil misiniz ?" tepkisini alınca mecbur "Hazırız" diyoruz. Türkiye'de de genelde bir menü alıp, yanına iki içecek alan insanlarız, gereksiz yemekten veya israf etmekten mümkün olduğunca kaçınıyoruz. Burada da aynısını yapmak istiyoruz. Kadın çok şaşırıyor, hatta  o size yetmez şeklinde terslemeye çalışıyor. Biz de artık aynı modda, ''doymazsak alırız bir şeyler daha merak etmeyin'' diyoruz :) Steak ve şarap sipariş ediyoruz anca şarap uzun süre gelmiyor, hatırlatıyoruz öyle geliyor, steak de başarılı değil. Sadece yanında getirdikleri libye salatası diye bir şey vardı,o çok başarılıydı. Paris'te bir çok noktada bulunan bu mekanın her biri farklı kişiler tarafından işletiliyor olabilir, kötülemek istemiyoruz ancak yine de şu adrestekine gitmemenizi öneririz. (29 Rue Berger)

KONAKLAMA PROBLEMİ

 

Yemeklerimizi bitirip mekandan ayrılıyoruz, dışarıda yağmur hafif bir şekilde devam ediyor. Sen nehrinin üzerinden geçerken rüzgar bizi iliklerimize kadar üşütüyor. Kendimizi eve atalım, ufak bir şişe şarabımız var onu içer sıcak sıcak uyur dinleniriz diye planlar yaparak eve ulaşıyoru ancak kapıyı açmamız ile birlikte yaşadığımız şoku size kelimelerle anlatamayabiliriz. Biz sabah yerleşirken dikkat etmemişiz ancak evin iki penceresi de çatıdaymış, onlara dikkat etmediğimiz ve aklımızda da yağmur gibi bir ihtimal olmadığı için haliyle kapatmak aklımıza gelmiyor ve o iki pencereden eve su giriyor. Yatağın kenarı ıslak, ikili koltuk ıslak, yerde su var. Kıyafetlerimize ve elektronik eşyalarımıza biraz su gelmiş. Tepemiz atıyor ama yapacak çok bir şey de yok mecbur eşyaları temizlemeye kurulamaya başlıyoruz. Ertesi gün kalacak başka bir yer aramaya başlıyoruz ama yorgunluktan da gözlerimiz kapanıyor. Bir yandan da Joseph'e durumu anlatıyoruz, biz bu evde kalamayız çok kötü diye, o da niye camı kapatmadınız diyor. En son sinirleniyoruz ve terbiyemizi de bozmadan "Biz sen gittikten sonra hemen evi terk ettik, camı ne açtık ne kapattık ve hatta pencere olduğunun farkında bile değildik şu ana kadar. Pencereyi sen açık bırakmışsın, ben tatilimde şu anda yer siliyorum, paramızı iade et, yarına kalacak başka yer bulacağız biz kendimize" diye söylenmeye başlıyoruz. Neyse, bir iki yazışmadan sonra çocuk geri vites yapıyor, ''bu gece ne yapacaksınız yardımcı olayım''a falan giriyor. ''Şu an gerek yok, zaten yorgunluktan bitmiş durumdayız yatağın ıslanmayan tarafında uyumaya çalışacağız artık'' diye olayı yorgunluktan kapatmak zorunda kalıyoruz.

2.GÜN

SPOR VE HAYAT İÇ İÇE - LUXEMBURG BAHÇELERİ

 

Sabah yorgun bir şekilde erkenden uyanıp, eşyalarımızı toplayıp kenara koyuyoruz. Niyetimiz, merkezde yer alan bir iki ev bulup, adamlara durumumuzu yazıp kalacak yeni bir yer bulmak, öğlene kadar gezip o sürede kabul eden birisi olursa da, eşyalarımızı alıp oraya yerleşmek. Böylece merkezde yer alan iki kişiye mail attıp evden çıkıyoruz. İkinci günümüz için İlk hedefimiz, evimize yakın mesafede bulunan Luxemburg Bahçeleri…

 

Bahçe harika bir yer. Biz hafta içi herhalde çok sakindir diyerek gidiyoruz ancak ağzımız açık kalıyor. İçeride her yaştan insan spora gelmiş, ancak öyle böyle sporlar değil :) Tenis oynayanlar, bayrak yarışına hazırlanan gençler, anaokulu yaşında çocuklar ...derken, Avrupa insanının küçüklükten itibaren sporu hayat felsefesi olarak kabullenişlerini gözlemliyoruz. İçeride ilgimizi çeken bir diğer detay ise yeşil demir sandalyeler. Bir gün önceden fena yağmur yağdığı için ıslaklar ancak güzel bir havada tüm şehir sakinlerinin buraya akın edip bu sandalyelerde keyif yaptığını gözünüzün önüne getirmek çok da zor olmuyor.

KEŞFE DEVAM - PANTHEON

 

Keyifli bir bahçe turunun ardından kendimizi çok yakında yer alan Phanteon'da buluyoruz. Roma'da yer alan Phanteon'a benzemekle beraber yakından incelendiğinde farklılıklar göze çarpıyor. Kilise giriş ücreti 8,5 €,  Museum Pass Card ile ücretsiz girebiliyorsunuz. Çatıya çıkmak için ise ekstra ücret talep edilmekle beraber, Notre-Dame kulelerine çıkmak gibi bir planınız zaten var ise gereksiz para ve vakit kaybı olabilir. Kilisenin içinde ilginizi çekebilecek iki alan var. Birincisi, kilisenin tavanından sarkıtılmış olan ve dünyanın döndüğünü kanıtlayan Foucault Sarkacı, ikincisi ise önemli Fransızların defnedildiği Kripta' dır. Ancak Kripta yapının altında yer alıyor ve yönlendirme oldukça zayıf, görevlilere sorarsanız yardımcı olacaklardır.

KİTAP AŞIKLARI İÇİN -  SHAKESPEARE AND COMPANY

 

Phanteon'dan sonra kendimizi Sen Nehri kenarında bulunan ünlü bir kitapçıda buluyoruz. 'Shakspeare and Company' kitapçısı tamamen İngilizce kitaplarının satıldığı, ciddi anlamda keyifli bir yer. Özellikle üst katı görülmeye değer, içeride fotoğraf çekimi yasak olduğu için pek fotoğraf çekemedik, gidip yerinde görmenizi ve o atmosferi tatmanızı öneririz. Bir şeyler içmek ya da atıştırmak isteyenler içinde hemen bitişiğinde bir kafesi var.

NOTRE-DAME'IN İZİNDEN... - NOTRE - DAME KATEDRALİ

Kitapçıdan çıkınca 'Pont au Double' köprüsü üzerinden 'Notre-Dame Katedrali'ne ulaşıyoruz. Amacımız kulelere çıkmak ancak biraz sıra var. Yaklaşık otuz dakika sonra sıra bize geliyor. Kulelerde asansör yok, merdivenlerden nefes nefese kalarak insanların peşi sıra zirveye ulaşıyorsunuz. Bu noktaya ulaştığınızda da, sizi itiş kakış olmaması adına, belli sayılarda bu alana alıyorlar. Manzara ve mimari ile başbaşa kalınca anlıyoruz ki Paris'te yaptığımız en güzel tercih buraya çıkmaktı. Şehir özellikle gün batımında yukarıdan muhteşem gözüküyor.  Bu nedenle, Paris'te kısa süreli kalacaksanız kesinlikle ilk gitmeniz gereken yerlerden biri burası.

 

Kuleler arasında yer alan Görtenler kötülüğü defnetme amaçlı yapılmış ve günümüze kadar görevlerini başarılı şekilde yerine getirmişlerdir.

Notre Dame bilgiler koy

 

 

Her yere yürüyerek gidip, kuyrukta sıra bekleyip, üstüne bir de merdiven çıkınca yorulduğumuzu hissedip, biraz dinlenip bir şeyler içmek için gözümüze Parizyen kafe Le Soleil d'Or'u kestiriyoruz. Kahvelerimizi söyleyip, Airbnb'den cevap gelmiş mi diye baktığımızda, hiç kimseden gelmediğini görüp, istemeye istemeye de olsa mevcut ev sahibimizi arayıp "Biz bu gece de kalıyoruz" diyoruz. Oturduğumuz yerden Sainte Şapel'in önündeki sıranın azaldığını görünce de, havalı bir şekilde hesabı karşılayacak kadar parayı masada bırakıp doğruca Şapel'e gidiyoruz.

 

Şapel'in vitrayları bugüne kadar gördüğümüz en güzel örneklerden olabilir.

Şapel ile ilgili bilgiler koy

ULAŞIM TERCİHLERİMİZ DEĞİŞİYOR - MONMARTE TEPESİ

 

Montmarte Tepesi'ne gitmeden önce fark ediyoruz ki, bu şehir yürünerek gezilemeyecek kadar büyük ve en yakın metro istasyonuna giderek ikimiz için onlu bilet (Carnet - 14,50 Euro) alıyoruz. İstikamet, Montmarte Tepesi. Lamarck / Caulaincourt metro durağında inip çok az yokuş çıkarak (Rue des Saules üzerinden) Rue Norvins yani 'Sanatçılar Tepesi'ne (Place du Tertre) ulaşıyoruz. Burada genel olarak, portre çizimi için bekleyen, çizdikleri resimleri satmaya çalışan ya da o an çizen ressamları görüyorsunuz. Civarda çok sayıda kafe ve hediyelik eşya dükkanı da mevcut. Ortam çok keyifli. Buralarda dinlenip, ufak tefek hediyelik alışverişleri yapıp, portrenizi çizdirebilirsiniz. Ve yönümüzü tepeye çıkmamızın bir diğer sebebi olan Sacre Cour Bazilikası'na doğru çeviriyoruz.

ENFES BİR MANZARA - SACRE COUR BAZİLİKASI

 

Bazilikanın önünde yer alan meydan ve merdivenlerden manzara gerçekten muhteşem. Burası Paris manzarası için buraya toplanmış turistlerle dolup taşıyor. Yani merdivenlerde tek başınıza bir fotoğraf hayaliniz var ise onu kesinlikle unutun :) Kilise hala faal olarak çalıştığından dolayı içeri ücretsiz bir şekilde girilebiliyor ancak kubbesine çıkıp Paris manzarası izlemek isterseniz 6 Euro ödemeniz ve 300 basamak çıkmanız gerekiyor, üstelik Museum Pass Card'da geçmiyor. Bazilika'nın tarihi , 1870 Fransa-Prusya savaşına dayanıyor. Savaş sırasında ölen 58.000 askerin anısına yapılan bu yapıda, rahipler 1885 yılından günümüze 24 saat aralıksız dua ediyorlarmış. (Benzer bir durum bizim Topkapı Sarayı'nda da mevcut, Mısır'ın fethi ile kutsal emanetlerin İstanbul'a getirilmesi ile başlayan sürekli Kur'an-ı Kerim okuma geleneği kısa bir süreliğine sekteye uğrasa da günümüzde de devam etmektedir.) Bazilika civarında dikkat edilmesi gereken tek konu, göçmen arkadaşların kolunuza bir bileklik takmaya çalışarak bunun karşılığında sizden para koparmaya çalışmaları, mümkün olduğunca muhatap olmamaya çalışınız.

  • LOUVRE MÜZESİ

  • Çalışma Günleri: Salı günü ve resmi tatiller hariç her gün

  • Ziyaret Saatleri: Çarşamba ve Cuma günleri; 09:00 - 21:45, diğer günler 09:00 - 17:45

  • Resmi Tatiller: 1 Ocak, 1 Mayıs ve 25 Aralık

  • Giriş Ücreti: 15 Euro. 25 yaşından küçüklere ücretsiz. kış döneminde her ayın ilk pazar günü ücretsiz. Museum Pass Card ile giriş yapabiliyorsunuz.

  • Adres Linki:

  • Booking'ten ya da Airbnb'den oda bakarken metro yakın

  • Louvre Müzesi, Notre Dame Katedrali, Patheon, Sainte Şapeli ....bizce muhakkak gezilmeli. Bu nedenle Museum Pass Card almak mantıklı bir seçenek.

  • Louvre Müzesi'ne mümkünse ya çok erken ya da çarşamba/  cuma günü gibi geç gidin. Unutmayın müze çarşamba ve cuma günleri saat 21:45'te kapanıyor ve diğer saatlere nazaran oldukça sakin oluyor.

  • Louvre Müzesi'ni gezmeye Denon kanadından başlayıp, en çok vakti buraya ayırmanızı tavsiye ederiz, bir çok eser bu kanatta.

  • Eğer bir şeyin tepesine çıkmak istiyorsanız bu kesinlikle Notre Dame kuleleri olsun

GİTMEDEN İZLENMESİ GEREKEN FİLMLER

 

  • Midnight in Paris (Paris’te Geceyarısı)

  • Before Sunset (Gün Batmadan)

  • Amelie

  • 2 Days in Paris (Paris’te 2 Gün)

  • Bonus: Ratatouılle (Ratatuy)

 

Seyahat etmeyi seven bir çiftin sıradan/sıradışı maceraları

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde 2008 yılında başlayan arkadaşlığımız, sevgimiz günümüze kadar süre geldi. Bu süre içinde gerek yurtiçi gerekse yurtdışı birçok noktaya seyahat fırsatımız oldu. En güzel anılarımızı bu seyahatlerde yaşadığımızı ve hayatın da hızlı akışından dolayı birçok şeyi gün geçtikçe unuttuğumuzu farkedince bu blog kaçınılmaz oldu…

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black YouTube Icon